İnsan, bir düşünceyi savunurken hakikati gözden kaçırabilir; gördüğü haksızlık karşısında sessiz kalırken de sorumluluktan uzaklaşabilir. Asıl mesele, bir tarafı desteklemek ya da olayların dışında durmak değil; adaleti gözeterek nasıl davranacağımızı düşünmektir.

Hayatta bazen bir düşünceyi, kişiyi ya da grubu destekleriz. Bazen de bir olay karşısında hemen konuşmaz, önce anlamaya çalışırız. Peki insanın görevi yalnızca taraf tutmak ya da seyretmek midir? Yoksa doğruyu araştırıp gerektiğinde adil bir tutum almak mıdır?

ESAS OLAN MÜŞAHİD OLMAK -ŞAHİT OLMAK 
Bir Düşünceyi Savunmak ve Körü Körüne Taraftarlık
Bir kişiyi, düşünceyi, grubu ya da inancı desteklemek tek başına yanlış değildir. İnsan elbette inandığı değerleri savunabilir. Sorun, savunduğu şeyin yanlışlarını görmemeye başladığında ortaya çıkar.

Tasavvufî bir bakışla bu durum, insanın kendi arzusunu ve benliğini hakikatin önüne koyması olarak düşünülebilir. Kişi bu yüzden zaman zaman kendine şu soruyu sormalıdır: “Ben gerçeği mi arıyorum, yoksa kendi düşüncemi haklı çıkarmaya mı çalışıyorum?”

Seyirci Kalmak: Her Zaman Yanlış mı?
Bir olayı izlemek, o olayın içinde yer almamak anlamına gelir. Ancak seyirci kalmak her zaman bilgelik ya da tarafsızlık olmadığı gibi, her zaman sorumluluktan kaçış da değildir.

Bazen insan yeterli bilgiye sahip olmadığı için hemen hüküm vermemelidir. Bazen güvenlik kaygısı veya olayın hassasiyeti nedeniyle doğrudan müdahale etmek yerine yardım istemek, ilgili kişilere haber vermek ya da doğru zamanı beklemek daha uygun olabilir.

Öte yandan, bir insan haksızlığı gördüğü hâlde hiçbir şey yapmamak için sürekli mazeret üretiyorsa, sessizliği sorumluluktan kaçışa dönüşebilir. Bu nedenle mesele, her olayda hemen konuşmak ya da müdahale etmek değil; durumu anlamaya ve yapılabilecek en doğru davranışı seçmeye çalışmaktır.

Hakikatin Şahidi Olmaya Çalışmak
Bu yazıda “hakikatin şahidi olmak”, hakikati bütünüyle bildiğini ileri sürmek anlamına gelmiyor. Buradaki şahitlik, olayları dikkatle anlamaya, kendi yanılma ihtimalini kabul etmeye ve adaletten ayrılmamaya çalışma hâlidir.

Hakikatin şahidi olmaya çalışan kişi, her tartışmaya katılmak veya her olayda öne çıkmak zorunda değildir. Önce dinler, bilgi edinir, acele hüküm vermemeye çalışır. Sonra şartlara göre konuşur, bekler, yardım ister ya da harekete geçer.

Bazen susmak düşünmek ve doğru zamanı kollamak içindir; bazen de haksızlığı örtmek için susmaktır. Bu iki tutum birbirinden farklıdır. Aradaki farkı anlamak için insanın hem olayın şartlarını hem de kendi niyetini gözden geçirmesi gerekir.

Farkındalık, Adalet ve Hikmet
Hakikati arama çabasını üç ilke üzerinden düşünebiliriz:

Farkındalık: Yalnızca dışarıdaki olayı değil, kendi iç dünyamızı da gözden geçirmektir. Neden öfkelendiğimizi, neden bir tarafı hemen savunduğumuzu ve hangi bilgileri göz ardı ettiğimizi sorgulamaktır. Tasavvufta kullanılan murakabe kavramı da insanın kendi hâlini ve davranışlarını dikkatle izlemesini hatırlatır.

Adalet: Doğruyu ve yanlışı kişilere göre değiştirmemektir. Sevdiğimiz insanın yanlışını görebilmek, hoşlanmadığımız birinin doğru söylediği noktayı da kabul edebilmektir.

Hikmet: Nerede, ne zaman ve nasıl davranacağımızı düşünmektir. Doğruyu savunurken sözümüzün biçimini, olayın şartlarını ve muhtemel sonuçları hesaba katmaktır.

Kur’an’ın Ölçüsü: Dinlemek ve Adil Olmak
Kur’an, sözü dinleyip en güzeline uyanları över. Zümer suresinin 18. ayetinde, farklı sözleri dinleyip en güzeline uyanların akıl sahipleri olduğu bildirilir. Bu ayet, duyduğumuz her sözü hemen benimsemek yerine dinlemeyi, değerlendirmeyi ve doğru olana yönelmeyi hatırlatır.

Mâide suresinin 8. ayeti, bir topluluğa duyulan kinin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiğini bildirir. Nisâ suresinin 135. ayeti ise insanın kendisi ve yakınları aleyhine olsa bile adaleti gözetmesini ister. Bu ayetler, adaletin sevgiye, öfkeye ve yakınlık ilişkilerine göre değişmemesi gerektiğini gösterir.

Bunlar, her tartışmada aceleyle tarafsız kalmamız gerektiği anlamına gelmez. Bize düşen; yeterli bilgi edinmek, kişilere duyduğumuz sevgi veya öfkenin hükmümüzü etkilemesine izin vermemek ve adaletli olmaya çalışmaktır.
Hadis-i Şerif: Zalim Olana da Yardım Etmek
Hz. Peygamber, “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et” buyurmuştur. Sahabiler zalim birine nasıl yardım edileceğini sorunca, onu zulümden alıkoymanın da yardım olduğunu açıklamıştır. (Sahih-i Buhârî, Mezâlim, 4; hadis no: 2444.)

Bu hadis, yakınımız olan birinin yanlışını örtmenin ona gerçek anlamda yardım etmek olmadığını gösterir. Bazen bir insana yapılabilecek en doğru yardım, onu haksızlıktan vazgeçirmeye çalışmaktır. Böylece adalet, hem haksızlığa uğrayanın hakkını korumayı hem de haksızlık yapanı yanlışından döndürmeyi hedefler.
Günlük Hayatta Bu Tutum Nasıl Görünür?
Bir aile tartışmasını düşünelim. Körü körüne taraf tutan kişi, sevdiği aile üyesini ne olursa olsun haklı çıkarmaya çalışabilir. Olayın dışında durmayı seçen kişi ise meseleyi anlamaya çalışabilir; fakat gerçekten yardım edebileceği hâlde hiçbir sorumluluk almak istemeyebilir.

Hakikati arayan ve adil davranmaya çalışan kişi önce tarafları dinler, ne olduğunu anlamaya gayret eder. Hüküm vermeden önce bilgi toplar. Gerektiğinde sevdiği kişiye yanlış yaptığını söyleyebilir; karşısındaki kişinin haklı olduğu noktayı da teslim edebilir. Eğer doğrudan müdahale etmek uygun değilse, daha güvenli ve doğru bir yardım yolu arayabilir.

Aynı yaklaşım iş hayatında, arkadaşlık ilişkilerinde, siyasette ve dinî tartışmalarda da geçerlidir. Önemli olan yalnızca kimin yanında durduğumuz değil; hangi bilgiye ve hangi ilkeye dayanarak nasıl davrandığımızdır.
Ne Anlamalıyız?
– Bir düşünceyi savunmak yanlış değildir; fakat körü körüne taraftarlık insanın yanlışları görmesini zorlaştırabilir.
– Bir olayın dışında kalmak her zaman sorumsuzluk değildir; bazen bilgi edinmek veya güvenli bir yol izlemek gerekir.
– Haksızlığı örtmek için susmakla, düşünmek ve doğru zamanı beklemek için susmak aynı şey değildir.
– Adalet, sevdiğimiz ve sevmediğimiz kişilere göre değişmemelidir.
– Yakınımızın yanlışını örtmek ona yardım etmek değildir; onu yanlıştan vazgeçirmeye çalışmak da bir yardımdır.
– Hakikati aramak, kişinin yanılabileceğini kabul etmesini ve gerektiğinde fikrini gözden geçirmesini gerektirir.

Hakikatin Neresinde Duruyoruz?
Taraftar olmak, seyretmek ve hakikate tanıklık etmeye çalışmak her zaman birbirinden tamamen ayrı tutumlar değildir. Önemli olan, hangi durumda olursak olalım adaletten ayrılmamaya ve kendi yanılma ihtimalimizi unutmamaya çalışmaktır.

İnsan bazen konuşarak, bazen dinleyerek, bazen bekleyerek, bazen de uygun biçimde yardım ederek doğruya katkıda bulunabilir. Hakikatin şahidi olmaya çalışmak, hakikati bütünüyle bildiğini iddia etmek değil; onu adaletle aramak ve gerektiğinde kendi tutumunu da gözden geçirmektir.
Kaynaklar
– Kur’an-ı Kerim, Zümer 39/18; Mâide 5/8; Nisâ 4/135. Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an meali ve tefsiri.
– Sahih-i Buhârî, Mezâlim, 4; hadis no: 2444.

3 thoughts on “TARAFTAR MI, SEYİRCİ Mİ, HAKİKATİN ŞAHİDİ Mİ?”

  1. Selam aleyküm yazı için teşekkür ederiz. Alışılmış tepkiler ve sözler ile cevap vermek yerine her zaman bir adım geri çekmeliyiz kendimizi. Dengede miyiz, bizi aşan bir konu mu, istişare yaptık mı, evrensel bir yaklaşımda bulunduk mu yoksa ayrımcılık mı yapıyoruz ? Gibi sorular sorabiliriz o an kendimize..

  2. Insan hep oyalaniyor. Hep aman şunu yapayim yok şunu.. ama kendimizden haksizligi fark ediyor muyuz ? Kendimize neden susuyoruz ve sakliyoruz.

  3. Selam aleykum teşekkür ederim bu guzel yazi icin

    Bir olay oldugu zaman kendi fikrinle degilde taraflara daha fazla soru sorarak olayin gercegini kendi düşüncelerini cinarabilriz direk taraftar olmak değil iki tarafa ayni derecede sorular sormak düşünmeye teşvik etmek bunu yaparken evren adina taraf tutmak olayalar bizi etkileyebilir fakat bir an dur düşün farkli taraflatdan bakmaya çalış.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website