1960 yapımı Zaman Makinesi (The Time Machine), bir mucidin geleceğe yolculuğunu anlatırken insanlığın savaşlardan, yıkımdan ve kendi bilgisini unutmasından nasıl etkilenebileceğini sorguluyor. Filmin temel sorusu şu: Zaman geçtikçe gerçekten ilerliyor muyuz, yoksa sahip olduğumuz imkânlara rağmen insanlığımızı mı kaybediyoruz?

Bir Mucidin Gelecek Yolculuğu

Zaman Makinesi (The Time Machine), George Pal’ın H. G. Wells’in aynı adlı romanından uyarladığı, 1960 yapımı bir bilimkurgu filmidir. Zaman makinesi konulu filmler arasında en dikkat çekici eserlerden biridir.

Filmin konusu şöyle: 1899’da Londra’da yaşayan mucit George, arkadaşlarına zamanın dördüncü bir boyut olduğunu ve bu boyut içinde hareket etmenin mümkün olduğunu anlatır. Yaptığı makinenin küçük bir prototipini gösterip onu uzak bir geleceğe yollar. Arkadaşları gördüklerine rağmen ona pek inanmazlar. George, onlara beş gün sonra tekrar gelmelerini söyler.

Savaşlar Değişiyor, Yıkım Sürüyor

George, 1899’dan yola çıkar ve önce 1917’ye ulaşır. Birinci Dünya Savaşı sürmektedir. Daha sonra 1940’ta Londra’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında bombalandığını görür. Zamanı biraz daha ileri aldığında bu kez filmin çekildiği dönemin Soğuk Savaş korkularını yansıtan ve 1966 yılı için kurgulanan bir nükleer felaketle karşılaşır.

George’un gördüğü bu duraklar, insanın bilim ve teknoloji alanında ilerlerken savaş üretmekten vazgeçmediğini gösterir. Yeni araçlar yapılmış, şehirler değişmiş, zaman akmış; fakat insanın yıkıcı tercihleri sona ermemiştir. Film, savaş ve nükleer yıkım kaygısını bu yolculuğun içine yerleştirir.

Konforun Bedeli: Unutmak

George binlerce yıl ileriye, 802.701 yılına vardığında ilk bakışta güzel ve sakin bir dünya görür. Eloiler yiyip içen, oyun oynayan ve eğlenen insanlardır; ancak geçmişlerini bilmez, merak etmez, okumaz ve kendilerini savunamazlar. Tehlike karşısında ne yapacaklarını bilemezler.

H. G. Wells’in eserinden uyarlanan bu tablo, Viktorya dönemi sınıf ayrımının ve “konfor tuzağının” aşırı bir boyutudur: Çalışmayan ve sadece tüketen üst sınıf, zamanla mücadele etme yeteneğini kaybederek biyolojik bir gerilemeye uğramıştır. Tam konfor, tam bir edilgenlik getirmiştir.

Kitaplar Toza Dönüşürken

Kütüphanedeki kitapların George’un elinde dağılıp toza dönüşmesi de bu tablonun en çarpıcı parçasıdır. Kitapların fiziksel olarak çürümesi aradan geçen binlerce yılın sonucudur; ama sahnenin düşündürdüğü daha büyük kayıp, insanlığın bilgisinin ve geçmişle bağının korunamamış olmasıdır.

George bilgiye ulaşmak, geçmişi anlamak ister; Eloiler ise o kitapların ne anlattığını bile merak etmez. İnsanlık yalnızca kitaplarını değil, öğrenme isteğini de yitirmiştir.

Bilgi Ahlaktan Koparsa

Morlocklar ise sanayi toplumunun yeraltında çalışan işçi sınıfının evrimleşmiş, vahşileşmiş hâlidir. Makineleri kullanırlar ve yeraltında çalışırlar; fakat güçlerini Eloileri sömürmek ve avlamak için kullanırlar.

Böylece film, insanlığın iki ayrı yönden bozulabileceğini gösterir: Eloiler gibi düşünmeden, sorgulamadan ve kendini savunmadan yaşamak; Morlocklar gibi bilgiyi ve teknolojiyi ahlaktan yoksun bir şekilde başkalarını ezmek için kullanmak. George’un Eloileri harekete geçirmesi, onların kendi gelecekleri için sorumluluk almaları gerektiğini hatırlatır.

Geleceği Aklımızı Nasıl Kullandığımız Belirler

Zaman Makinesi bize gelecekte insanların mutlaka “akılsızlaşacağını” söylemiyor. Ama akıl kullanılmaz, geçmişten ders alınmaz ve bilgiye değer verilmezse insanların düşünme ve sorumluluk yeteneğini kaybedebileceği konusunda uyarıyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırabilir; fakat bizim yerimize düşünemez. Bir toplumun geleceğini yalnızca icatları değil, aklını nasıl kullandığı ve gücünü ne için harcadığı belirler.

Yanımıza Hangi Üç Kitabı Alırdık?

Nitekim filmin sonunda George, Eloilere medeniyeti, ahlakı ve düşünmeyi yeniden öğretmek üzere geçmişten yanında sadece üç kitap alarak geleceğe geri döner. Bu kapanış bize şu soruyu bırakır: İnsanlık her şeyini kaybetseydi, onu yeniden inşa etmek için yanınıza hangi üç kitabı alırdınız?

Gençlere düşen de tam olarak budur: O kitapları dolduracak merakı korumak, okumak, “Neden?” diye sormak ve duyduklarını hemen doğru kabul etmemek.

Fahri Sarrafoğlu

www.hakikatevi.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website