ÖFKEN Mİ SENİ YÖNETİYOR, SEN Mİ ÖFKENİ?

Fahri Sarrafoğlu

Birisi seni çok kızdırdı ve ağzından istemediğin bir söz çıktı. Sonra “Keşke söylemeseydim” dedin. Peki o birkaç saniyede direksiyon kimdeydi: Sende mi, öfkende mi? Yaklaşık 60 yıl önce çekilen Uzay Yolu’nun “İçimizdeki Düşman” bölümü, bugün bile hepimizin yaşadığı bu sorunu anlatıyor.

İÇİNDE İKİ TANE “SEN” OLSAYDI?

Bir düşün: İçindeki sakin, merhametli ve düşünceli taraf ayrı bir insan; öfkelenen, korkan, isteyen ve mücadele eden tarafın da başka bir insan olsaydı hangisi gerçek “sen” olurdu? Aslında ikisi de.

Uzay Yolu’nun (Star Trek) “İçimizdeki Düşman” bölümünde Kaptan Kirk’ün başına tam olarak böyle bir şey gelir. Işınlama cihazındaki arıza yüzünden Kirk iki ayrı kişiye bölünür. Biri sakin, nazik ve kontrollüdür; diğeri öfkeli, saldırgan, korkularının ve arzularının peşinden gider. İnsan hemen, “İyi Kirk kalsın, kötü Kirk gitsin” diye düşünüyor. Ama hikâye ilerledikçe işin o kadar basit olmadığı anlaşılıyor.

“İYİ” OLMAK TEK BAŞINA YETİYOR MU?

Sakin Kirk kimseye zarar vermez fakat önemli kararları vermekte zorlanmaya başlar. Cesareti ve mücadele gücü azalır. Diğer Kirk ise güçlü ve kararlıdır ama kendisini kontrol edemez. Biri direksiyonu olan fakat motoru zayıflamış bir araba, diğeri ise motoru çok güçlü fakat direksiyonu olmayan bir araba gibidir.

İnsanın da öfkesi, korkusu, arzuları ve mücadele gücü vardır. Bunların bulunması bizi kötü insan yapmaz. Asıl soru, bu güçleri kimin yönettiğidir.

ÖFKELENMEK KÖTÜLÜK MÜ?

Bir arkadaşın sana haksızlık yaptığında öfkelenebilirsin. Bu normaldir. Ama öfkelenmek başka, o öfkeyle arkadaşına hakaret etmek başka şeydir. Korkmak da normaldir; hatta korku bazen bizi tehlikeden korur. Fakat korku bütün kararlarımızı vermeye başlarsa hayatımızı yönetir.

Arzularımız için de aynı şey geçerlidir. Güzel bir telefon, başarı, para, sevilmek veya beğenilmek isteyebiliriz. Sorun istemek değil, isteklerimizin bizi yönetmeye başlamasıdır. Mesela telefonunu kullanman normaldir. Ama telefonu bırakamıyorsan şu soruyu sormak gerekir: Telefonu sen mi kullanıyorsun, telefon mu seni?

İŞTE “NEFS” MESELESİ BURADA BAŞLIYOR

Eski düşünce geleneğimizde insanın yeme, içme, korunma, öfkelenme ve arzulama gibi içgüdüsel yönleri bazen “nefs-i hayvanî” kavramıyla anlatılmıştır. Akıl, vicdan ve daha yüksek amaçlara yönelen tarafı için ise “nefs-i sultanî” gibi ifadeler kullanılmıştır.

Kavramlar eski olabilir ama soru çok güncel: İçimde birçok duygu ve istek var; peki son kararı kim verecek? Öfkem mi, korkum mu, arzum mu; yoksa aklım, vicdanım ve değerlerim mi?

KUR’AN NE DİYOR?

Kur’an insanın iç dünyasındaki bu mücadeleye dikkat çeker: “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/7-9)

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur: “Kim Rabbinin huzurunda durmaktan korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz cennet onun sığınağıdır.” (Nâziât, 79/40-41)

Buradan gençler için çok sade bir sonuç çıkarabiliriz: İnsan olmak hiçbir şey istememek değildir; her istediğimizi yapmak zorunda olmadığımızı öğrenmektir.

PEKİ İÇİMİZDEKİ DÜŞMAN KİM?

Belki de düşman doğrudan öfkemiz, korkumuz veya arzularımız değildir. Asıl tehlike, bunların direksiyona geçmesidir. Çünkü öfke doğru yönlendirildiğinde haksızlığa karşı çıkma gücü verebilir. Korku bizi tehlikeden koruyabilir. Arzu çalışmamızı ve hedeflerimizin peşinden gitmemizi sağlayabilir. Mücadele gücü ise zor zamanlarda pes etmememize yardım edebilir.

Kaptan Kirk de ancak iki tarafı yeniden birleştiğinde tekrar bütün hâline gelir. Çünkü insan yalnızca sakinlikten veya yalnızca öfkeden oluşmaz. İnsan, bütün bu duyguları taşıdığı hâlde hangisinin peşinden gideceğine karar verebilen varlıktır.

BUGÜN KENDİNE ŞUNU SOR

Biri seni kızdırdığında, telefonu elinden bırakamadığında, arkadaşların yapıyor diye sen de bir şeyi yapmak istediğinde veya yanlış olduğunu bildiğin hâlde çok istediğin bir şeye yöneldiğinde bir an dur ve kendine sor: “Şu anda direksiyon kimde?”

Belki büyümek sadece yaşımızın ilerlemesi değildir. Büyümek, kendi direksiyonuna geçmeyi öğrenmektir.

NE ANLAMALIYIZ?

  • Öfkelenmek, korkmak ve bir şey istemek insanîdir.
  • Bir duyguyu hissetmek ile o duygunun emrine girmek aynı şey değildir.
  • Duygularımızı yok etmek değil, onları yönetmek gerekir.
  • Güçlü olmak her istediğini yapmak değildir.
  • Gerçek güç bazen yapabileceğin hâlde “Hayır, bunu yapmayacağım” diyebilmektir.
  • Akıl, vicdan ve ahlak içimizdeki güçlerin direksiyonu olmalıdır.
MERAKLISINA NOT 🚀
Uzay Yolu (Star Trek: The Original Series), Gene Roddenberry tarafından oluşturulan ve ABD’de 1966-1969 yılları arasında yayımlanan bilimkurgu dizisidir. Üç sezon süren dizinin 79 normal bölümü vardır.
Bu yazıya konu olan “The Enemy Within – İçimizdeki Düşman”, özgün yayın sırasına göre 1. sezonun 5. bölümüdür ve ilk kez 6 Ekim 1966’da yayımlanmıştır. Senaryosunu ünlü bilimkurgu ve fantastik edebiyat yazarı Richard Matheson, yönetmenliğini Leo Penn yapmıştır.
Uzay Yolu dışarıdan bakıldığında uzay gemilerini ve bilinmeyen gezegenleri anlatan eski bir bilimkurgu dizisi gibi görünebilir. Fakat birçok bölümünün asıl meselesi teknoloji değil, insandır. Belki de bu yüzden yaklaşık 60 yıl önce sorulan soru bugün hâlâ eskimedi:

DİREKSİYON KİMDE: SENDE Mİ, DUYGULARINDA MI?

www.hakikatevi.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website