Kitap ismi: Kusursuzluk

Vincenzo Latronico
Yapı Kredi Yayınları | 88 sayfa | Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu
Bu kitap ne anlatıyor?

Anna ve Tom, Berlin’de yaşayan genç bir çift. Evden çalışıyorlar, Instagram’da paylaştıkları fotoğraflar “mükemmel” bir hayatı gösteriyor: bitkilerle dolu ferah ev, tasarım mobilyalar, sergi açılışları, hafta sonu kaçamakları.

Ama bu görüntünün altında bir boşluk var. Her şeye sahipler ama hiçbir şey onları mutlu etmiyor. Nereye gitseler aynı kahveler, aynı bitkiler, aynı insanlar. Portekiz’e taşınıyorlar, Sicilya’ya gidiyorlar, ama her yerde Berlin’in aynısı bir hayat buluyorlar.

Kitap, onların bu “kusursuz” hayatını anlatırken aslında bizim hayatımıza da ayna tutuyor.

Yazar kim?

Vincenzo Latronico, 1984 Roma doğumlu. Felsefe okudu, halen Berlin’de yaşıyor. Kusursuzluk, onun uluslararası üne kavuşan romanı. İtalya’da Mondello Ödülü’nü kazandı, İngiltere’de Booker Ödülü uzun listesine girdi.

Neden okumalısın?

Çünkü bu kitap senin hakkında.

Belki sen de Instagram’da “mükemmel” bir hayat gösteren hesaplar takip ediyorsundur. Belki bazen “herkes çok güzel bir hayat yaşıyor, benimki neden böyle değil?” diye düşünüyorsundur.

İşte bu kitap, o “mükemmel” hayatların perde arkasını gösteriyor. Anna ve Tom’un hikayesi, sosyal medyada gördüğümüz o kusursuz fotoğrafların aslında ne kadar boş olabileceğini anlatıyor.

Kitaptan çarpıcı alıntılar

“Anna ve Tom bir balonun içinde yaşıyorlardı. Herkesin bir hat kokain çektiği, kimsenin doktor, fırıncı, taksi şoförü veya ortaokul öğretmeni olmadığı bir dünyada yaşıyorlardı.”

“Bitkilere olan ilgileri muhtemelen, cumbalı pencerelerdeki muhteşem bitkilerin hiç bitmeyen fotoğraf akışının bir sonucuydu.”

“Önceki kuşaklar kim olduklarını ve neyi savunduklarını bulmakta çok daha kolay bir zaman geçirmişlerdi.”

Kimler beğenir?

  • Sosyal medyanın gerçek hayatla ilişkisini merak edenler

  • “Herkes mutlu görünüyor ama ben neden değilim?” diye düşünenler

  • Kısa ama etkili kitapları sevenler (88 sayfa, bir oturuşta biter)

  • Georges Perec’in Şeyler romanını bilenler (bu kitap ona bir saygı duruşu)

Eleştirmenler ne demiş?

The New Yorker: “Tek bir hipnotize olmuş oturuşta okudum. Amaçsız özlem çağı için mükemmel roman.”

Los Angeles Review of Books: “Anna ve Tom acımasızca tanınabilir. Onları okurken artan bir klostrofobi ve dehşet hissettim.”

El Cultural: “Kusursuz ve amansız bir anlatı, tasarım bir bıçak gibi keskin.”

Peki kusuru var mı?

Bazı okurlar karakterleri “çok pasif” buluyor. Anna ve Tom neredeyse hiç konuşmuyor, duygularını anlamakta zorlanıyorsun. Ama bu aslında kitabın bilinçli bir tercihi: Yazar, onların iç dünyasına girmeyerek, onların aslında iç dünyaları olmayan insanlar olduğunu gösteriyor.

Bir eleştirmen “eleştirdiği boşluğu yeniden üretiyor” demiş. Yani kitap, anlattığı boşluk hissini sana da geçirebilir. Ama belki de mesele tam olarak bu.

Son söz

Kusursuzluk, 88 sayfada bir kuşağın fotoğrafını çeken bir kitap. Ne kadar çok şeye sahip olursan ol, ne kadar “mükemmel” bir hayat kurarsan kur, eğer anlam arayışın yoksa her şeyin boş olduğunu söylüyor.

Okurken kendini tanımak rahatsız edebilir. Ama belki de ihtiyacın olan şey, biraz rahatsız olmak.

Okuma süresi: Bir kahve molasında biter.
Tavsiye edilen: Lise son ve üzeri.
Puan: ★★★★☆ (4/5)

Kitap ismi: Evcilleşmiş Beyin
Bruce Hood
Yapı Kredi Yayınları | Çeviren: Aysun Arslan

Bu Adam Kim?
Bruce Hood, dünyanın en iyi üniversitelerinde ders vermiş bir psikolog. Cambridge’de, Harvard’da çalışmış, şimdi Bristol Üniversitesi’nde Bilişsel Gelişim Merkezi’nin direktörü .

Ama asıl havalı kısmı: 2011’de Kraliyet Kurumu’nun Noel Dersleri’ni verdi. Bu, İngiltere’de her yıl dünyanın en iyi bilim insanlarına verilen, televizyonda yayınlanan bir dizi konferans. Hood’un “Beynini Keşfet” başlıklı konuşması BBC’de yayınlandı ve 4 milyon kişi tarafından izlendi . Yani adam sıkıcı bir akademisyen değil, bilimi herkese anlatabilen bir iletişimci.

Evcilleşmiş Beyin, onun bu yeteneğini kitaba döktüğü eserlerden biri. Aynı zamanda SuperSense ve The Self Illusion kitaplarının da yazarı .

Bu Kitap Ne Anlatıyor?

Kitap şu sorularla başlıyor :

  • Başkalarının ne düşündüğünü neden bu kadar önemseriz?

  • Bizi bir arada tutan şey ne?

  • Beynimiz davranışlarımızı nasıl şekillendiriyor?

Hood’un cevabı şu: Beynimiz aslında “evcilleşmiş”. Tıpkı kurtların binlerce yıl içinde köpeklere dönüşmesi gibi, beynimiz de toplum içinde yaşayabilmek için evcilleşti .

İşin ilginç yanı: Beynimiz, atalarımızın beyninden daha küçük. Evet, doğru okudun. Son 20 bin yılda insan beyni bir tenis topu büyüklüğünde küçüldü . Neden? Çünkü gruplar halinde yaşamayı öğrendikçe, bazı “vahşi” özelliklerimizi kaybettik. Beynimiz daha az saldırgan, daha işbirlikçi olmak için yeniden programlandı .

Kitabın İçindekiler

Kitap şu bölümlerden oluşuyor :

  1. Giriş: İnanılmaz Küçülen Beyin – Beynimiz neden küçüldü?

  2. 1. Bölüm: Sosyal Ortamda Yol Almak – İnsanlarla nasıl iletişim kuruyoruz?

  3. 2. Bölüm: Zihnini Oluştur – Beynin nasıl çalışır?

  4. 3. Bölüm: Derinin Altına Girmek – Duygular ve beden.

  5. 4. Bölüm: Kontrol Kimde? – Özgür irade var mı?

  6. 5. Bölüm: Doğuştan Kötü Müyüz? – İnsan doğası üzerine. (Psikoloji öğrencilerinin en sevdiği bölüm bu!)

  7. 6. Bölüm: Özlem – Neden bir şeyleri arzularız?

  8. Sonuç: Gelecek Vizyonu

Kitaptan Çarpıcı Alıntılar

Not: Türkçe baskıdan yapılan birebir çeviriler değil, kitabın ana fikirlerini yansıtan alıntılardır.

“Beynimiz başlangıçta vahşi bir dünyada hayatta kalmak için evrimleşti. Ama şimdi aynı beyni, eşit derecede öngörülemez olan sosyal dünyada yol bulmak için kullanıyoruz.”

“Diğer insanların zihinlerini okuma yeteneğimiz, belki de insan beyninin en dikkat çekici başarısıdır. Bunu o kadar doğal yaparız ki, ne kadar olağanüstü bir şey yaptığımızın farkına bile varmayız.”

“Beynimiz aslında ‘biz’ değilizdir. Beynimiz, içinde ‘biz’in yaşadığı bir organdır. Ama o organ olmadan ‘biz’ diye bir şey yoktur.”

“Bir gruba ait olmak istemek o kadar güçlü bir dürtüdür ki, insanlar grubun yanlış olduğunu bilseler bile gruba uymayı tercih ederler.”

Neden Okumalısın?

1. Beyninin aslında “vahşi” olduğunu öğreneceksin

Modern hayatta yaptığın her şey – Instagram’da beğeni beklemek, arkadaşlarınla kavga etmek, sınav stresi – aslında beyninin hâlâ mağarada yaşıyormuş gibi davranmasıyla ilgili.

2. “Ben kimim?” sorusuna farklı bir cevap bulacaksın

Hood’a göre “ben” dediğin şey, beyninin yarattığı bir yanılsama . Bunu duymak biraz ürkütücü ama aynı zamanda özgürleştirici: Kendini yeniden inşa edebilirsin.

3. Neden bazen aptalca şeyler yaptığını anlayacaksın

Mesela neden bütün sınıf yanlış cevap verirken sen de onlara uyuyorsun? Hood bunu “doğuştan mı yoksa sonradan mı?” sorusuyla açıklıyor .

4. Kısa ve öz

Orijinal baskısı 224 sayfa . Birkaç günde biter.

Kimler Beğenir?

  • “Neden böyle davranıyorum?” diye merak edenler

  • Psikolojiye ilgi duyanlar (özellikle 5. bölüm “Doğuştan Kötü Müyüz?” çok popüler)

  • İnsanların neden gruplaştığını, neden dışlanmaktan korktuğunu anlamak isteyenler

  • Beynin nasıl çalıştığını merak eden ama ağır bilim kitaplarından sıkılanlar

Kitaptan Notlar (Beyninle İlgili Bilmediğin Şeyler)

Not 1: Beynin küçülüyor

Evet, gerçekten. Son 20 bin yılda beynimiz bir tenis topu büyüklüğünde küçüldü. Hood bunun “evcilleşme” ile ilgili olduğunu söylüyor: Vahşi atalarımızın kavga etmek, kaçmak, hayatta kalmak için kullandığı beyin bölgeleri, modern dünyada o kadar aktif değil .

Not 2: Başkalarının ne düşündüğünü “okuyabiliyorsun”

Beynin, karşındaki kişinin ne hissettiğini, ne düşündüğünü tahmin etmek için özel bir sisteme sahip. Buna “zihin okuma” deniyor . Bazen yanılıyor olsan da, bu yetenek olmadan sosyal hayat imkansız.

Not 3: Dışlanmak beyninde fiziksel acıyla aynı yeri aktive ediyor

Arkadaşların tarafından dışlanmak, gerçekten canını acıtıyor. Beynin bunu fiziksel bir yaralanma gibi işliyor. Hood, dışlanmanın sonuçlarının “felaket” olabileceğini söylüyor . Yani “takıma alınmamak” sandığından daha ciddi bir şey.

Not 4: İnsanlar çoğu zaman “sürü” gibi davranıyor

Hood, insanların gruba uyma eğilimini anlatırken, grup yanlış olsa bile çoğu kişinin itiraz etmediğini söylüyor . Bunu sınıfta, sosyal medyada, hatta ailenle bile görebilirsin.

Eleştirmenler Ne Demiş?

British Psychological Society (İngiliz Psikoloji Derneği): “Mizah dolu, akıllıca yazılmış ve kolay takip edilebilir bir kitap. Psikoloji öğrencileri için de akademisyenler için de düşündürücü.”

Bir psikoloji öğrencisi kitap hakkında şunları söylemiş: “Kurgu dışı kitaplarda bazen ‘bıktım artık’ dediğin noktalar olur. Bu kitapta öyle bir an gelmedi. Sürekli merak içinde okudum.”

Goodreads okuyucusu Tim: “Hood, bebeklerin ve çocukların davranışlarını, paylaşmayı, başkalarını taklit etmeyi anlatıyor. Sonra bunu yetişkinlere bağlıyor. Selfie’lerden, sosyal medyadan da bahsediyor. Çok güncel.”

Son Söz

Evcilleşmiş Beyin, beyninin aslında bir vahşi hayvan gibi doğduğunu ama toplum içinde yaşayabilmek için evcilleştiğini anlatan bir kitap.

Hood’un mesajı şu: Beynin seni kandırıyor olabilir. Ama bu kandırılma, aslında seni insan yapan şey. Başkalarını umursaman, gruplara ait olmak istemen, dışlanmaktan korkman… Bunların hepsi beyninin seni hayatta tutmak için geliştirdiği stratejiler.

Kitabı okurken kendini biraz “hayvanat bahçesindeki bir hayvan” gibi hissedebilirsin. Ama bu kötü bir şey değil. Çünkü kafesteki hayvan değilsin – sen, kafesi inşa eden ve içinde yaşamayı öğrenen türsün.

Okuma süresi: 3-4 gün (224 sayfa)
Tavsiye edilen: Lise ve üzeri, psikolojiye ilgi duyan herkes
Puan: ★★★★☆ (4/5)

Sevgi Emeği
Stephen Grosz
Yapı Kredi Yayınları | Deneme | Çeviren: Ali Karatay
Bu Adam Kim?
Stephen Grosz, Amerika doğumlu ama Londra’da yaşayan bir psikanalist. Berkeley ve Oxford’da okumuş, şu anda University College London’da psikanalitik teori dersleri veriyor .

25 yıl boyunca 50.000 saatten fazla terapi seansı yürütmüş . Yani insanların en derin sırlarını, en karanlık korkularını dinlemiş biri. Sevgi Emeği (özgün adı The Examined Life), onun bu 25 yıllık deneyimini tek bir kitapta topladığı eser. 20’den fazla dile çevrildi, İngiltere’de Sunday Times çok satanlar listesine girdi .

Kitabın İngilizce adı The Examined Life, Sokrates’in ünlü sözüne gönderme yapıyor: “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” .

Bu Kitap Ne Anlatıyor?

Grosz’un söylediği gibi: “Bu kitap değişim hakkında.”

Hepimiz hikayeler anlatırız. Hayatımızı anlamlandırmak için sürekli kendimize hikayeler kurarız. Ama Grosz’a göre hikaye anlatmak yetmez. Bizi dinleyen biri olmalı.

İşte bu kitap, bir psikanalistin odasında geçen 25 yılın özeti. Grosz, hastalarının hikayelerini anlatırken aslında hepimize bir şey söylüyor: Kendimizi anlamadan değişemeyiz. Ve kendimizi anlamak için bazen birinin bizi dinlemesi gerekir.

Kitaptaki hikayeler gündelik hayattan: Bir iş gezisinden dönerken hayallere dalan bir kadın . Cüzdanını kaybeden genç bir adam. Ama aynı zamanda daha çarpıcı örnekler de var: Polise boş silah doğrultan bir hasta. Karısına kanser olduğunu söyleyip duran bir yalancı .

Kitabın İçindekiler (Bölümler)

Not: Türkçe baskının birebir içindekiler listesi değil, İngilizce orijinalinden derlenmiştir. YKY baskısında küçük farklılıklar olabilir.

  1. Başlangıç – Hikayelerimiz bizi nasıl ele geçirir?

  2. Gülmek Üzerine – Kahkaha neyi gizler?

  3. Övgü Neden Özgüven Kaybına Yol Açar – “Aferin” demek sandığımızdan daha karmaşık

  4. Güvenli Ev – Kendimize nasıl sığınak kurarız?

  5. Sırlar Üzerine – Sakladıklarımız bizi nasıl yönetir?

  6. Cahillik Tutkusu – Neden bazen bilmek istemeyiz?

  7. Yakınlık Üzerine – Başkalarına neden açılamayız?

  8. Evde – Ailemiz bizi nasıl şekillendirir?

  9. Paranoya Acıyı Nasıl Hafifletir? – Herkes bana mı karşı?

  10. Ebeveynler Çocuklarını Neden Kıskanır? – Zor bir gerçek

  11. Nefret Üzerine – Sevdiğimizden nefret edebilir miyiz?

  12. Aşk Hastalığı Bizi Aşktan Nasıl Uzak Tutar? – Aşık olmak değil, aşık kalmak korkusu

  13. Sessizlik İçinde – Bazen söylenmeyen her şeyi anlatır

  14. Kapanış Üzerine – Vedalaşmak neden bu kadar zor?

Kitaptan Hikayeler ve Alıntılar

Hikaye 1: Ölü Olduğunu Söyleyen Adam

Grosz’un başına gelen en tuhaf vakalardan biri. Bir hasta, birkaç haftalık terapiden sonra gelmeyi bırakır. Kız arkadaşı Grosz’a bir mektup yollar: Hasta intihar etmiş, artık gelmeyecek.

Aylar geçer. Derken hasta bir gün çıkagelir. Mektup sahteymiş. Kız arkadaşı adına kendisi yazmış. Neden? Çünkü Grosz’u şoke etme, onu “etkileme” ihtiyacı hissetmiş.

Seanslar ilerledikçe ortaya çıkan şey: Hasta bebekken ailesi tarafından şiddet görmüş. Küçük bir bebekken yaşadığı travmayı hatırlamıyor ama beyni unutmamış. Yetişkin olduğunda, bilmeden başkalarına aynı şoku yaşatıyormuş.

Grosz bu hikayeyi şöyle bitiriyor:

“Hikayelerimizi anlatamadığımızda, hikayelerimiz bizi anlatır.”

Hikaye 2: Tüküren Çocuk

Otistik bir çocuk, her seansın başında terapistinin yüzüne tükürüyormuş. Kimse nedenini anlayamıyormuş.

Aylar süren çalışmanın sonunda Grosz bir şeyi fark etmiş: Çocuğun öfkesi aslında bir kalkanmış. Öfkenin altında kocaman bir üzüntü varmış. Çocuk, hiçbir zaman “normal” çocuklar gibi olamayacağı için üzülüyormuş. Bunu kabul edemiyormuş.

Öfkesi konuşulup, üzüntüsü kabul edildiğinde terapi ilerlemiş. Çocuk büyümüş, bir şirkette posta dağıtımında çalışmaya başlamış. Yıllar sonra hâlâ Grosz’u arayıp teşekkür ediyormuş .

Hikaye 3: Sessizlikle Ölen Adam

Bir hasta HIV teşhisi almış. Seanslara geldikçe giderek daha sessizleşiyormuş. Ama Grosz fark etmiş: Sessizlikler hep aynı değilmiş. Bazıları kaygılı, bazıları huzurlu, bazıları üzgünmüş.

Hasta, konuşmak zorunda olmadığını, sadece orada olmanın yeterli olduğunu fark ettiğinde rahatlamış. Kendi ölümü hakkında konuşmaya başlamış. Kontrolü elinde tutmak istiyormuş.

Tam bu sırada HIV için yeni ilaçlar geliştirilmiş. Hasta bugün hâlâ hayatta, sağlıklı sayılır .

Hikaye 4: İlacını İçmeyen Genç Adam

Bu hikayede Grosz başarısız oluyor. 20’li yaşlarında bir hasta, HIV teşhisi almış ama ilacını içmiyormuş. Doktoru Grosz’u göndermiş: “Ona ilacını içirmenin bir yolunu bul.”

Grosz bulamamış. Genç adam tropik bir ülkeye tatile gitmiş, dizanteri olmuş ve 26 yaşında ölmüş .

Yıllar sonra Grosz’un kendi oğlu hastalanmış, ilacını içmek istemiyormuş. Bu sefer farklı bir şey denemiş: Oğluna ilacın neden önemli olduğunu anlatmak yerine, kendi korkularından bahsetmiş. İlaç içmenin bile ne kadar zor olabileceğini paylaşmış. Oğlu ilacını içmiş.

Grosz’un çıkardığı ders: Empati. İnsanları değiştiremezsin. Ama onları anlamaya çalışabilirsin. Bazen tek yapabileceğin bu.

Kitaptan Alıntılar (Birebir)

“Hikayelerimizi anlatamadığımızda, hikayelerimiz bizi anlatır.”

“Bu kitap değişim hakkında.”

“Hepimiz hikaye anlatıcılarıyız – hayatımızı anlamlandırmak için hikayeler kurarız. Ama hikaye anlatmak yetmez. Bizi dinleyen biri olmalı.”

“Sessizlik içinde, kelimelerle anlatamadıklarımızı anlatırız.”

Neden Okumalısın?

1. Her bölüm kısa ve etkileyici

Kitap, uzun uzun teoriler anlatan bir psikoloji ders kitabı değil. Her bölüm 3-5 sayfalık kısa hikayelerden oluşuyor. Bir oturuşta birkaç hikaye bitirebilirsin.

2. Başkalarının hikayelerinde kendini buluyorsun

Bir eleştirmenin dediği gibi: “Başkaları hakkında okudum ama aynı zamanda kendim hakkında da bir şeyler öğrendim.”

3. “Neden böyleyim?” sorusuna cevap arıyorsan

Neden bazen mantıksız şeyler yapıyorsun? Neden arkadaşlarınla kavga ediyorsun? Neden ailenle anlaşamıyorsun? Grosz’un hastalarının hikayeleri, seninkine de ışık tutabilir.

4. Dil çok sade ve anlaşılır

Psikanalist kitapları genelde ağır jargonla doludur. Grosz “jargon kullanmadan, kristal berraklığında” yazıyor .

Kimler Beğenir?

  • Psikolojiye meraklı ama ağır kitaplardan sıkılanlar

  • “Ben neden böyleyim?” diye soranlar

  • İnsan ilişkilerini anlamak isteyenler (arkadaşlık, aşk, aile)

  • Kısa hikayeleri sevenler

  • Değişmek isteyen ama nereden başlayacağını bilmeyenler

Eleştirmenler Ne Demiş?

New York Times (Michiko Kakutani): “Freud’un en etkileyici eserlerinin edebi niteliklerini taşıyor… Çehov ve Oliver Sacks karışımı gibi… Derinden etkileyen bir kitap.”

The Times (Melissa Katsoulis): “Parlak… Grosz’un hastalarının yolculuklarını okuduktan sonra, Sevgi Emeği‘nin doğumda ücretsiz verilmesi gerektiğini düşünebilirsiniz.”

Sunday Times (Robert Collins): “Grosz’un hikayeleri o kadar ustaca kurgulanmış ki, kurgu gibi okunuyor… İnsan yüreğinin tuhaflıklarına karşı bitmeyen merak.”

Mail on Sunday (Craig Brown): “Kristal berraklığında ve tamamen büyülü… Kendi gizemli dürtüleri tarafından tuzağa düşürülmüş, bir çıkış yolu arayan insanları gösteriyor.”

Kirkus Reviews: “Okuyucuların düşünmesine meydan okuyan bir kitap. Grosz’un etkileyici bir düzyazı stili var, ne jargonla dolu ne de ‘aptallaştırılmış’.”

Andrew Solomon (Far From the Tree yazarı): “Bu kitap, psikanalizin karmaşık inceliklerini aldatıcı derecede basit insan hikayeleriyle aktarıyor. Okurken elinizden bırakamayacaksınız, ama eğlenmek için okusanız bile, kitap sizi daha bilge bırakacak.”

Son Söz

Sevgi Emeği, bir psikanalistin odasında geçen 25 yılın özeti. Ama aslında hepimizin odasında geçen bir ömür.

Grosz’un söylediği şey basit ama derin: Değişmek istiyorsan, önce kendini anlamalısın. Kendini anlamak istiyorsan, birinin seni dinlemesine izin vermelisin. Ve belki de en önemlisi: Kendine karşı da bir dinleyici olmayı öğrenmelisin.

Kitaptaki hikayeler bazen üzücü, bazen şaşırtıcı, bazen de “ulan ben de aynısını yapıyorum” dedirten cinsten. Ama hepsinin ortak bir yanı var: İnsan olmanın ne kadar karmaşık, ne kadar tuhaf ve ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyorlar.

Okuma süresi: 3-4 gün (240 sayfa, kısa bölümler)
Tavsiye edilen: Lise ve üzeri, insan psikolojisini merak eden herkes
Puan: ★★★★★ (5/5)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website