The Last Word (Son Söz) adlı filmi izlediğimizide sanki bunu biraz anlar gibi oluyoruz. Özellikle egonun tatmin ile başlayan süreç daha sonra tasavvuftaki adı ile MUTMAİNNE’ye doğru gidiyor. Filmi izlemenizi tavsiye ederim. İşte detaylar:

 

Hayatın Sonunda Başlayan Diriliş
“Kendi ölüm ilanını yazmak… Belki de yeniden doğmanın ilk adımıdır.”

ÖLÜMÜN EŞİĞİNDE HAYATI KEŞFETMEK
2017 yapımı “The Last Word (Son Söz)”, yalnızlık, pişmanlık, anlam arayışı ve insanın “iyi görünmek”le “iyi olmak” arasındaki farkını sorgulayan bir filmdir. Başrolündeki Harriett Lauler (Shirley MacLaine), bir zamanların güçlü ve mükemmeliyetçi reklam yöneticisidir. Artık yaşlanmıştır; ölümün yaklaşmakta olduğunu hisseder. Bu farkındalık onu alışılmadık bir adım atmaya yöneltir: Kendi ölüm ilanını yazdırmak.

Bu ilginç istek, yerel bir gazetede çalışan genç gazeteci Anne Sherman’ın ilgisini çeker. Anne, bu sert mizahlı, kontrolcü kadının hayatını yazmaya girişir; ancak süreç, sadece bir ölüm ilanı değil, iki kadının da içsel dönüşümüne vesile olur.

FİLMDE Kİ OYUNCULARIN KARAKTER ANALİZİ
Harriett Lauler
Hayatı boyunca her şeyi kontrol etmeye alışmış, obsesif ve mükemmeliyetçi bir kadındır. Fakat iç dünyasında büyük bir yalnızlık ve sevgisizlik hissi vardır. Ölüm ilanını kendisi yazdırmak istemesi, hayatının anlamını son anda da olsa kontrol altına alma çabasıdır.

Anne Sherman
Genç gazeteci Anne, Harriett’in sert kabuğunun altında saklı insani yaraları keşfeder. Onunla tanıştıkça kendisini, kariyerini ve kendi “iyi olma” tanımını sorgulamaya başlar. Bu ilişki, kuşaklar arası bir rehberlik ve farkındalık köprüsüne dönüşür.

PEKİ NİYE İZLEMELİYİZ?
1. Anlam Arayışı ve Ölüm
Psikiyatrist Mustafa Ulusoy’un da belirttiği gibi film, insanın ölüm karşısında yaşadığı anlam boşluğunu işler. Harriett, ölümünün yaklaştığını hissedince “hayatının nasıl hatırlanacağını” sorgular. Bu, aslında insanın ölüm korkusuyla değil, unutulma korkusuyla yüzleşmesidir.

2. İyi Görünmek – İyi Olmak Ayrımı
Harriett’in derdi gerçekten iyi biri olmak değil, öldükten sonra iyi anılmaktır. Modern insanın da sıkça düştüğü bu tuzak, dış onayla var olmaya çalışmanın huzursuzluğunu gösterir. Ulusoy bu noktada, vahiy bağlantısı olmayan bir yaşamın insanı “başkalarının gözüne” mahkûm ettiğini söyler.
“Dikey eksende Allah’la bağı olmayan, yatay eksende insanlara bağımlı olur.” — Mustafa Ulusoy

3. Kontrolcülük ve Mükemmeliyetçilik
Harriett’in kişiliği obsesif kompülsif özellikler taşır: her şeyi düzenlemek, hata yapmamak, hayatı denetim altında tutmak… Kendi ölüm ilanını bile yazdırması, bu kontrol arzusunun bir yansımasıdır. Ama ölüm, insanın kontrol edemeyeceği tek gerçektir — ve Harriett bunu kabullenmeyi öğrenir.

4. Her Hayat Anlamlıdır
Filmde sıkça geçen “etkileyici bir hayat bırakmak” fikrine karşılık Ulusoy, anlamın başarıda değil, niyette olduğunu söyler: Bir köyde domates yetiştiren bir insanın hayatı da, reklam kraliçesi Harriett’in hayatı kadar anlamlıdır — eğer o iş Allah’ın isimlerine şahitlik niyetiyle yapılmışsa.
“Elhamdülillah” dediğinde bile cennette bir ağaç biter. (Hadis-i Şerif)

5. Yaratıcıyla Bağ Kurmak
Harriett’in yaşadığı varoluşsal krizin nihai çözümü, Yaratıcıyla bağ kurmakta yatar. İnsan, yaptığı her işi “Bismillah” ile başlarsa, yani Allah’ın rızasına yönelirse, hayatındaki sıradan eylemler bile ebedî anlam kazanır. Bu, nefsin doymaz “takdir edilme” arzusundan kurtuluş yoludur.

ALTI ÇİZİLECEK REPLİKLER
– “Hayatın sonunu kontrol edemem ama hikâyemi ben yazabilirim.”
– “İnsanlar seni sevmek zorunda değil; ama senin kendini sevmemen en büyük kayıp olur.”
– “Birini yargılamadan önce onun neden öyle olduğunu anlamaya çalış.”
– “Bazı kelimeler ölmez. Doğru söylendiğinde yaşatır.”
– “Her ölüm ilanı bir yaşam öyküsüdür. Ne kadar dürüst olacağına sen karar verirsin.”

YAŞAMAKTAN KORKMA, YAŞAMADAN ÖLMEKTEN KORK
The Last Word, yüzeyde bir “yaşlı kadın filmi” gibi görünse de, derinde insanın yaratıcıyla bağ kurma ihtiyacını anlatır. Harriett, kendi ölüm ilanını yazarken aslında yeniden doğar; gazeteci Anne ise bir ölüm hikâyesi yazarken hayatın anlamını keşfeder.
Ve nihayetinde film bize şu dersi bırakır:
“Ölümden korkma; yaşayamadan ölmekten kork.”
Çünkü güzel bir kelime, güzel bir niyet ve güzel bir kalp — sonsuzluğa yükselen en anlamlı ‘son söz’dür.

One thought on “ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK İYİ AMA NASIL?”

  1. Cok teşekkür ederim.

    Yere kapaklan

    Başarisizlikta en guzel sekilde ogrenirsin
    Hayata cesaretlendiren muhteşem bir filmdi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website