Bir zamanlar dört arkadaş, uzun bir yolculuğa çıkar. Yola çıkmadan önce yaşlı ve bilge bir mürşit onlara şöyle der:
“Yolculuğunuzda karşınıza ne çıkarsa çıksın, ama ne olursa olsun filin yavrusunu yemeyin. Bu çok önemli bir sınav olacak. Sakın unutmayın!” Gençler bu uyarıyı ciddiye alır ve yola koyulurlar. Yol uzun, meşakkatlidir. Günler geçer, yiyecekleri tükenir, açlık dayanılmaz hâle gelir.
Bir gün karşılarına bir fil yavrusu çıkar. Masum ve savunmasızdır. İçlerinden biri, “Yiyelim, başka çaremiz yok” der. Diğerleri önce tereddüt eder, sonra biri hariç hepsi razı olur. Yavrucağı kesip yerler. Sadece biri, bilgenin sözünü hatırlayıp yemekten geri durur.
Yolculuk devam eder. Sonra karşılarına kocaman bir anne fil çıkar. Öfkelidir. Gözleri kan çanağı gibidir. Dört genci tek tek koklar. Ve ilginç bir şekilde sadece birini affeder: Filin yavrusunu yemeyen kişiyi. Diğer üç yolcu öldürülür.
Hazret-i Mevlânâ, kendi devrinde meşhur olup birçok eserde geçen bu hikâyeyi şöyle şerh eder:
“Ağzındaki haram lokma kokusu, hileciyi rezil eder.”“Bizim ağzımızdaki iyi kokular da, kötü kokular da göklere yükselmektedir.”
Nitekim âyet-i kerîmede buyurulur:
“…O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allâh’a amel-i sâlih ulaştırır…” (Fâtır, 10)
“Filin yavrusunu yemeyin” sözü, TABİATA dokunurken VİCDANI-SEVGİYİ-MERHAMETİ unutmamamız gerektiğini fısıldar.
Bugün ormanları kesiyoruz, dereleri kurutuyoruz, hayvanların yaşam alanlarını açlık bahanesiyle yok ediyoruz. Tıpkı aç kalan yolcuların, uyarıyı unutup filin yavrusunu yemesi gibi. Ancak doğa unutmaz. Anne fil gelir, kimseyi şaşırmadan, sadece suçlu olanları seçer. Çünkü tabiat, hem hafızadır hem de adalettir.
Kur’an der ki:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi.”
— Rum, 30/41
Yine Kur’an, bize yeryüzünde israf etmeden, bozgunculuk yapmadan yaşamamızı öğütler:
“Yiyin için, ama israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”
— A’râf, 7/31
Büyük filozof Seyyed Hossein Nasr ise şöyle der:
“Doğa kutsaldır; ona zarar vermek, insanın kendine zarar vermesidir.”
Ve Gandhi bu gerçeği net bir cümleyle özetler:
“Dünya herkesin ihtiyacına yeter, ama herkesin açgözlülüğüne yetmez.”
O hâlde:
Doğanın yavrularına kıymayalım.
Sadece filin değil, derenin de, kuşun da, ağacın da yavrusu vardır.
Ve doğa, bir gün gelir, sessizliğini bozar.
Unutma: Uyarılar, sınavdan önce gelir. Ve her sınavın bir sonucu vardır.
UNUTMAYIN TABİAT ASLA UNUTMAZ..ONDAN ALDIĞINIZI GERİ İSTER….DOLDURULMUŞ DENİZ…AĞAÇLAR YAKILARAK AÇILAN TARLALARDAN BEREKET OLMAZ.
FAHRİ SARRAFOĞLU
Bu hikayenin başka şerhini yazıyı yazan değerli abimden nefsin hali olarakda dinlemiştim. Yüreğine sağlık…
İnsan eliyle yapılan tahribat (deniz doldurmak, orman yakmak) doğanın sessizliğini bozar, uyarılarını sınava çevirir.
=== Tabiat asla unutmaz, senden aldığını mutlaka geri ister.