Mimar Sinan bugün yaşasaydı, minarelerin eğriliğini düzeltmek için ip attırmaz, ‘bak düzeldi’ demezdi. Eline çekülünü alır, minarelerin zaten eğri olmadığını bizzat göstererek ikna ederdi. Herkese çocukmuş gibi davranmak, onları anlamaktan uzaklaştırır.
Unutmayın! Bir çocuğu bile boş sözlerle ‘düzeldi’ diyerek değil gerçeği bizzat göstererek ikna edebilirsiniz.
O çocuk büyüyünce, olayı hatırladığı zaman sizce gülecek mi yoksa üzülecek mi? 🤷♀️
İmam-ı Rabbânî:
“İnsanları kandırmak kolaydır ama ikna etmek, ilim ve hikmet ister.”
Abdülkadir Geylânî:
“Söz kalpten çıkarsa kalbe ulaşır; dilden çıkarsa kulağı geçemez.”
→ İkna ancak samimiyetle, bilgiyle olur. Üstten bakan, küçümseyen tavır kalpleri kazanamaz.
Çocuklara ya da yetişkinlere “boş sözlerle” yaklaşmak, bilişsel güvensizlik yaratır. Bu da ileride otoriteye karşı şüphe, özgüven eksikliği ya da travmatik hatıralar oluşturabilir.
Bilimsel olarak, insanlar en çok gözle görerek ve deneyimleyerek öğrenirler. Eğitim psikolojisinde buna “edinilmiş öğrenme” ya da “gözlemsel öğrenme” denir.
→ Yani Sinan gibi davranmak, ölçmek, göstermek; hem kalıcı hem saygılı bir öğrenme biçimidir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de ‘Hakkı batılla karıştırmayın, hakkı gizlemeyin’ (Bakara, 2:42) buyrulur. Herkese çocukmuş gibi davranmak, onları anlamaktan uzaklaştırır ve Mevlana’nın ifadesiyle ‘Gönül aynasına toz kondurmak’ gibidir.
Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et.”
— Nahl Suresi, 125. Ayet
“Yavrucuğum! Yaptığın şey bir hardal tanesi kadar bile olsa, bir kayanın içinde, göklerde veya yerin derinliklerinde olsa, Allah onu ortaya çıkarır. Şüphesiz Allah en ince işleri bilir, her şeyden haberdardır.”
— Lokman Suresi, 16. Ayet
www.hakikatevi.net
