Kostüm oyuncunun sahnede giydiği role uygun kıyafettir diyebiliriz, kısaca. Oyuncunun giydiği kostümle oynadığı rolün de bir uyumu olmalıdır. Kostümle rol yeknesaklık arzederse/uyum gösterirse o heyecanı o sahneyi yaşa(t)mak mümkün olabilir. Yani o kostümü giyerken o kişinin hayatını da giyinmek ve onun gibi yaşamak rolün hakkını vermenin bir gereğidir.

Rol ve kostüm uyumlu olmazsa ne olur?

Rolünüzü ne kadar güzel oynamaya gayret etseniz de, hem kostüm eksikliği dolayısı ile oyuncu olarak o role tam olarak giremezsiniz, hem de kostümsüz olduğunuz için, sizi izlemeye gelecek olan insanları o hikayeye çekemez, seyirciye dokunamazsınız. Zira kostüm veya rol birbiri ile bütünlük arz etmemektedir.

VEE MANEVİ OLARAK İNSAN NASIL BİR KOSTÜM KULLANIYOR?

İnsanların da pek çok kostümü vardır ve bu kostümleri muhafaza ettikleri birer depoları vardır. Peki insanların kostüm deposu nerededir?
İnsanlar olarak bizler acaba günlük hayat içerisinde nasıl bir kostüm kullanıyoruz?
Sanatçı sahnede, rolünün gerektirdiği şekilde, oynadığı yer durum ve zamana göre kostümünü değiştirir. Ya biz günlük hayatta kostüm değiştirdiğimizin farkında mıyız? Buradan kastım elbise değişimi veya vücut öz bakımı değildir. Manevi olarak ruhumuz/egomuz/bedenimizle bir bütün oluşturabiliyor muyuz?

İşte günlük hayatın içinde zaman zaman çeşitli toplumsal rollere bürünüyoruz. Bu rolleri hayatın içinde gösterirken de çeşitli içsel kostümler kullanmalıyız. İnsanın kostüm deposu bilinç-altındadır. Oraya ego rahatlıkla girip çıkabilmekte; istediği kostümü alıp o rolü kendimize oynatmaktadır. Eğer ona izin verirsek tabii…

 

Yani rolümüzü egonun yazdığı senaryoya göre oynamayı kabul eder isek; kostümü de ego seçer. Tamamen kendi istediği biçimde oynamamız için…

“Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz?”
(Saf Suresi, 2) Bu ayet bize aslında İNSAN KOSTÜMÜ İLE BU DÜNYAYA GELDİĞİMİZİ AMA kostüme uygun rolümüzü oynamadığımızı; giydiğimiz kostümle oynadığımız rollerin birbiri ile uyumlu olmadığını; insanlık kostümü ile samimi dürüst hareket etmediğimizi bizlere hatırlatmaktadır.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur:
“İçinizdeki en büyük düşman, iki yanınız arasında olan nefsinizdir.”
(Beyhaki, Zühd, 1/165)

Psikoloji bize bilinçaltının insan davranışlarını büyük ölçüde etkilediğini söyler. Carl Jung’un kavramıyla söyleyecek olursak, bizler zaman zaman “maske (persona)” takarız. Bu maskeler (ya da kostümler), toplum içinde kabul görmek, ait olmak veya savunma mekanizmalarımızı çalıştırmak için kullandığımız içsel giysilerdir.

Bilinçaltı bu anlamda bir kostüm deposudur. Ne tür bir rol oynayacağımızı, hangi kostümü giyeceğimizi, çoğu zaman geçmiş deneyimlerimiz, bastırılmış duygularımız ve benlik algımız belirler. Eğer bu alanı temizlemezsek, rollerimizi özgürce ve bilinçli bir şekilde oynayamayız.

NE YAPMALIYIZ PEKİ?

-Ruh -ego -beden bütünlüğüne önem vermek bu konuyu uzmanından öğrenmek.

“Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir.”
(Şems Suresi, 9)

-Egoya izin vermemek için bilinç altımızı boşaltmak ve güzel kullanmak.

-Hayatın içinde oynadığımız rolü kendimiz biliyoruz o zaman kostümü de kendimiz seçmemiz için manevi bilgi birikimine sahip olmak; bunun için de alt yapımızı geliştirmek. (Kitap okuma, film izleme, radyo tiyatroları… Hayatın içinde yaşayan canlı tarih kişilerle söyleşiler yaparak kendimizi geliştirme.)

-Travmalarla yüzleşmek, affetmek, geçmiş yükleri bırakmak. (Mindfulness, psikoterapi ve içsel sorgulama bu süreçte yardımcı olabilir.)

-Rolümüzü egoya göre değil, manevi ilkelere göre şekillendirmek. (Bunun için bilgiye, rehberliğe ve farkındalığa ihtiyacımız vardır. Kitaplar, filmler, tiyatrolar ve canlı insan hikâyeleriyle kendimizi geliştirmeliyiz.)

 

Şimdilik bu kadar yeterli sanırım. Sorular olursa cevaplarız.
Sorularınızı sarrafoglufahri@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website